Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı
Cevat Şakir mavi yolculuğun doğuşunu sağlayan kişi olarak kabul edilir
Halikarnas Balıkçısı… Tam adı Musa Cevat Şakir’dir. Soy adı kanunu çıktığında
Kabaağaçlı soyadını almıştır. Eserlerinde Karaağaçlıgil soyadını, Hüseyin Kenan,
Musa Cevat, M.C., H.B. Sina imzalarını kullanmıştır.
Osmanlı Paşalarından Mehmet Şakir Paşa ile İsmet Hanım’ın oğludur. Çocukluğu,
babasının elçi olarak bulunduğu Atina’da ve Büyükada’da geçmiştir. Robert
Kolej’de okudu. Okulun son sınıfındayken İkdam’da ilk yazımları yayımlandı
(1940). İngiltere’de Oxford Üniversitesi yeni Çağ Tarihi Bölümü’nde okudu.
1913’te evlendiği İtalyan eşiyle İtalya’da kaldı. Bu sırada resim dersleri aldı,
İtalyanca ve Latince öğrendi. 1914’te babası Şakir Paşa, Cevat Şakir’in
tabancasından çıkan bir kurşunla Afyon’da ölünce Cevat Şakir on dört yıl hapis
cezasına çarptırıldı. Cezasının yedi yılını çektikten sonra hastalığı nedeniyle
salıverildi.
Bir süre tekkeye devam etti. Çeşitli dergilerde yazılar yazdı, çeviriler yaptı:
bir yandan da karikatür ve resimle uğraştı. Zekariya Sertel’in çıkardığı Resimli
Hafta’da Hüseyin Kenan takma adıyla yazdığı “Hapishanede İdama Mahkum Olanlar
Bile Bile Asılmaya Nasıl Giderler” adlı öykü yüzünden Ankara İstiklal
Mahkemesi’nde yargılandı ve Bodrum’da üç yıl sürgün cezasına çarptırıldı (1925).
Cezası bittikten sonra çok sevdiği Bodrum’a yerleşti ve 1947’ye kadar Bodrum’da
yaşadı. Yurtdışından getirttiği kitaplardan tarım bilgileri edindi.
Özel olarak elde ettiği çiçek ve ağaç tohumlarının Bodrum’da yetişip büyümesini
sağladı. Bir süre Bodrum Belediyesi’nin resmi bahçıvanı olarak çalıştı. 1947’de
İzmir’e yerleşti, gazetecilik ve turist rehberliği yaptı. Rehberlik kurslarında
öğretmen olarak görev aldı. İkinci evliliğini dayısının kızı Hamdiye, üçüncü
evliliğini Hatice Hanım’la yapan Cevat Şakir’in üç evliliğinden beş çocuğu oldu.
kemik kanserinden öldü. Vasiyeti üzerine Bodrum Gümbet’te, Türbe Tepesi’nde
toprağa verildi.
Cevat Şakir Bodrum’da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi
Yolculuk fikrini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bu mavi yolculuklarda
yanlarına aldıkları şeyler: Peynir, su, istanköy peksimeti, tütün ve rakı idi.
Mavi yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve
medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemektir. Haftalarca denizde kalınır sadece
acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkılırdı. Bu yolcuklar yazarın edebî
eserlerini de büyük oranda etkilemiştir.
Kendi Kaleminden
1890 yılında ada Türk iken Girit’te doğdum. Babam, Türkiye’nin Atina Sefiri
oldu. Falerin’da ilk evi babam yaptırdı. Üç dört yaşındayken, küçük kardeşimle
Parthenon’un mermerleri arasında oynardık. Bir gün kayıkta, kayıkçı deniz
aynasını denize tuttu. Denizaltı alemini görünce, tokat yemiş gibi sarsıldım.
Yazı öğrenmeden önce, sabahtan akşama kadar resim yapardım. Sonra Büyükada’da
oturduk. Altı yaşında oradaki mahalle mektebinde okuma yazma öğrendim. 10
yaşında bir misyoner kuruluşu olan Robert Kolej’ e gönderildim. Sabah, öğlen,
akşam ve yatmadan önce dua ediyorduk. Ben İsrail’in boyuna, Cerikaya, öteye
beriye taşınan taşlardan bıktım. Kütüphanelerde, içleri hayat dolu kitaplar
vardı. Okudum. Ama, 700 öğrenci arasında o kitaplar bana yasak edildi. Elektrik
feneri icat edilmişti. Gece yorganla battaniyeyi çadır yapar elektrik feneriyle,
arkadaşlarıma aldırdığım kitapları okurdum. Çok yazardım İngilizce… Ama on üç
yaşımdan sonra yazmadım. Çünkü, Pazar günü kilisede okuduklarımı yazmamı
istediler.
Ben de, herif eşek arısı gibi vızıldarken, yanı başlarında uyuyan
arkadaşların kulaklarına çöp soktuklarını ve başka realiteyi yazdım. Skandal
oldu, paylandım, artık yazmadım. Kolej’den sonra İngiltere’ye, Oxford’a
gönderdiler. İsteksiz gittim. En kolay konuyu seçtim, üç dört yıl öğrendim. Üç
dört yıl da öğrendiğimi unutmak için sarfettim. Ama kütüphanelerden, hem
sonradan Londra Üniversitesi’nden istifa ettim. İlk dünya savaşında hastaydım.
Savaş sonrası asker kaçaklarının kendileri gelip teslim oldukları halde
yargılanmadan asıldıklarını yazdım. Ankara İstiklal Mahkemesi’nde, Bodrum’da üç
yıl kalebentliğe mahkum ettiler. Asıl mimledikleri M.Zekeriyya’yı mahkum etmek
istiyorlardı. Ama yazıda suç bulamazlarsa yazıyı basan da serbest kalacaktı.
Bodrum’a vardığım zaman 34 yaşındaydım.
|
|